4 Ocak 2026 Pazar
Gerçeğin peşinde: The Lowdown
1400’lü yıllardan başlayarak bütün dünyayı doymaz bir iştahla sömüren batılıların binlerce yıl emek verilerek yaratılmış kültür ve uygarlıkları yıkıp üretim şekilleri ve tekniklerini talan ve temellük etmeleri insanlık tarihinin görüp göreceği en zehirli tarih yapma süreci olarak kaydedilmiştir. Ancak batılılar bu vahşeti sanat yoluyla unutturmayı başarmışlardır. Mesela westernlerde sürekli şekilde kahrolası vahşi “öteki”ler diye anlatıp “Kızılderili” tesmiye edilen Amerika yerlilerini düşman bellemiştik. Ne var ki, Amerika ve köhne Batı için modernleşmenin altın devri* bitip zirveden aşağı yuvarlanma başlayana ve mazlum görünümlü zalimlerin gerçek karakterleri hatırlanana kadar…
*
Maalesef zehirli tarihi sürecin en fana yanlarından biri de, “geleneksel toplumların” malik oldukları tüm değerleriyle sömürülerek çökertilmesi ve tarihin dışına atılmaları olmuştur. Tartışmasız en acımasız örneklerinden biri her iki Amerika kıtasındaki yeli halkların tarihin ve takvimin dışına itilmesidir. Günümüzde Çin’in Doğu Türkistan ve İsrail’in Filistin topraklarında yaptıkları bütün dünyada olduğu gibi Amerika’da da vicdan sahiplerini harekete geçirmiş olsa da, bu uyanış, toplumların (tabii bilhassa Amerikalıların) karanlık geçmişleriyle ciddi biçimde hesaplaşmalarına örnek olamamıştır.
*
Neyse ki hakikatin peşinde yürüyen sanat ve sanatçılar var. “Amerikacılığın” acımasız yüzünü temsil eden kovboy filmlerine karşı kimi vicdan sahibi sinemacılar dünya egemenliğini kaybetmemek için “kritik hammaddeleri” ele geçirmek uğruna zalimliği devam eden devlet çarkları arasında ezilmekten çekinmeden tarihlerindeki kirli çamaşırları ortaya dökmeye devam ediyor.
*
The Lowdown dizisinin İnternet platformu Disney Plus’ta yayınlanması beni hayrete düşürdü. Çünkü zalimlere karşı olduğuna dair hiçbir emare görmediğimiz bu platformun, Oklahoma tarihini, temsili, dramatik ve sinemasal bir gerçeklik yaratarak inandırıcı biçimde anlatan diziye yer vermesi şaşırtıcıydı. Kamera, saplantılı bir “hakikat” arayıcısı olan vatandaş-gazeteci Lee Raybon’i (Ethan Hawke) takip ediyor. Böylece onun bir kahraman olduğunu düşünüyoruz ama Lee sahici bir kahramanda olması gereken karakteristik özelliklere sahip değil. Çoğu zaman yaptıklarıyla “kahraman tipini” maymuna çevirmeyi başarıyor. Boşanmış ve en büyük arzusu “ergen kızının hayranlığını kazanmak” olan Lee, diğer yandan bir kadeh içki için bar sahipleri tarafından aşağılan ve sonunda karga tulumba arka kapıdan sokağa fırlatılan şarap tutkunlarından şeklen geri kalmayacak biçimde ama özünde “doğru bilgi” tutkunudur. Birkaç kelimelik doğru bilgi için geberesiye dayak yer, ölümlerden döner ama hakikati ortaya çıkarma inadından ve tutkusundan vazgeçmez.
*
Evet, ama bu hikâye düpedüz bir kurmaca değil. Amerikan taşrasındaki beyaz ırkçılığı, Yerli Amerikalıların ve Zencileri maruz kaldığı tarihi adaletsizlikleri dile getiren Oklahoma yerel gazetesine yazılar yazan ve çalışmaları Tulsa'nın tarihini yeniden şekillendirdiği resmen teyit edilen Lee Roy Chapman'dan esinlenerek çekilmiş.
*
İşte konuyu asıl bağlamak istediğim diğer nokta da bu oluyor ki, Lee Roy Chapman Vikipedya’ya (https://en.wikipedia.org/wiki/Lee_Roy_Chapman ) göre şöyle bir adam:
“31 Mart 1969 – 8 Ekim 2015), araştırmaları Tulsa, Oklahoma'nın ırksal tarihine dair çağdaş anlayışı yeniden şekillendiren Amerikalı bir kamu tarihçisi, vatandaş gazetecisi, aktivist ve sanatçıydı. Büyük ölçüde kendi kendine öğrenen Chapman (…) Oklahoma'nın karşıt tarihlerini belgeleyen gizli eserleri bulma konusunda bir tutku geliştirdi. Chapman, Nisan 2010'da This Land Press ve kurucu editörü Michael Paul Mason ile çalışmaya başladı. İlk projesi, Tulsa şairi Ron Padgett tarafından kurulan bir şiir dergisi olan The White Dove Review'e adanmış, aynı adı taşıyan dergi This Land'in bir sayısı için araştırma yapmaktı.
*
This Land'in katkıda bulunan editörü olarak Chapman, 2011'de Tulsa'nın kurucusu W. Tate Brady'nin Ku Klux Klan ile olan bağlantısını ve 1921 Tulsa Irk Katliamı'ndaki rolünü ortaya koyan "Rüyalar Diyarı Kâbusu: Tate Brady ve Greenwood Savaşı" adlı makaleyi yayınladı. Makale, Tulsa Şehir Konseyi'nin 2013'te Brady Caddesi'nin adını değiştirme kararına ve Brady Sanat Bölgesi'nin Tulsa Sanat Bölgesi olarak yeniden markalaşma kararına yol açtı.”
*
Geçen haftaki yazımda ise altını çizmek istediğim bir bakıma buydu. Sokaklarda yürümek epey ciddi bir şeydir! Militarizmden medet ummak çok zor ve ağır sonuçlar doğuran bir şeydir ama sanat yaratılmışlar için her şeydir! Sadece bir makale, hakikati haykıran Rüyalar Diyarı Kâbusu: Tate Brady ve Greenwood Savaşı adlı makale nasıl bir fark yaratmış onu da okuyalım:
*
“Bugün Brady Sanat Bölgesi, George Kaiser Aile Vakfı, Oklahoma Müzik ve Popüler Kültür Müzesi, Tulsa Üniversitesi, Gilcrease Müzesi, Philbrook Müzesi ve Tulsa Sanat ve Beşeri Bilimler Konseyi gibi yerel kuruluşları içeren milyonlarca dolarlık gelişmelerin odak noktasıdır”.
*
Zalimliğe, ayrımcılığa, geçekleri yok edeceklerini sananlara, işledikleri suçların yanlarına kâr kalacağını sananlara karşı sanatın pek çok imkânlar sunan yollarında yürüyeceğimiz günlerin hasretiyle bu diziyi okuyucularıma 5 yıldız vererek tavsiye ediyorum.
KUTU
* Moderitenin Altın Çağı Nedir?
Modernitenin Altın Çağı (1945–1973), Batı dünyasında hızlı ekonomik büyüme, refah devleti uygulamaları, tüketim kültürünün yaygınlaşması ve kültürel modernleşme ile karakterize edilen bir dönemdir. 1973 petrol krizleriyle sona ermiş ve modernitenin kriz dönemine geçiş başlamıştır.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder