10 Ocak 2026 Cumartesi

“Bürokratik Cehalet” ve üç imparatorluk safsatası

Zamanın ne kadar çabuk geçtiğini bazı olaylar çok acıtıcı bir şekilde gösteriyor. Bildiğim kadarı ile bugüne dek ilk defa tarafımdan kullanılan “Bürokratik cehalet” ifadesini, 2026’nın ilk haftasındaki yazımda dile getirdim sanıyordum. İnternet arşivini açıp baktığımda gördüm ki, daha geçen pazar diye hatırladığım yazıyı tam 21 gün önce yazmışım! Zamanla kişisel hafızalar altüst olduğu gibi kurumların hafızaları da darmadağın olup onları kurumsal körlüğe sürüklüyor ve “Bürokratik cehalet” illetine tutulmalarını sağlıyor. Örneğim sadece devlet kurumlarını değil aslında bilim adamı kisveli yobazların peşine düşen “fareli köyün çocuklarının” tümünü işaret ediyor. Konuyu o kadar genişletmenin imkânı olmadığından adını vermeyeceğim bir devlet kurumunun internet sitesindeki bir cehalet örneğini işaret etmekle devam edeceğim çünkü söz konusu yazıda aleni bir bilgi yanlışlı başlık yapılmış: “Üç İmparatorluğa Başkentlik Yapan Şehir: İstanbul”. Benim gibi tarih okumuş gazetecilerden amatör tarihçilere, profesyonellere ve dünya çapında her sözü bilimsel bir hakikat kabul edilen Prof. Dr. İlber Ortaylı gibi allâme tarihçilere kadar hemen her kesimden, seviyeden bilgi sahibi insan, İstanbul’un iki imparatorluğa başkentlik yaptığını defalarca söyledi. Bu imparatorluklardan ilki Roma İmparatorluğu ikinci ve sonuncusu da Devlet-i Ali- Osman (kefere deyişi ile Osmanlı İmparatorluğu) olarak tarihe geçmiştir. İstanbul, ne öncesinde, ne sonrasında imparatorluk seviyesine erişmiş bir teşekkül veya sıradan bir devlete başkentlik yapmamıştır! İstanbul’un üç imparatorluğa başkentlik yaptığını söylemenin getirdiği indirgemeciliğin farkında olmayan “bürokratik cehalet”in kucağında göbek kaşıyan zevat şunları öğrenmelidir. 1453 yılında yalnızca, adı Konstantiniyye olan bir başkent fethedilmemiştir. Bin yıl boyunca neredeyse dünyanın yarısına egemen olmuş Roma İmparatorluğu tarihe karışmıştır. Fatih Sultan Mehmet Han’ın gerçekte yaptığı budur! O, tek kılıç darbesiyle, yeryüzünün yarısında egemen olan siyasi, dini ve ekonomik zalimlik çağını kapatmıştır… Bu sözleri daha çoğaltabilir, detaylara girebilirim ama o zaman odak noktamızı kaybederiz: demek ki, İstanbul üç imparatorluğa başkentlik yaptı demek, daracık, eciş bücüş bir sokağa “Muhibbi” adını vermek şeklinde görünürleşen “Bürokratik cehalet” yanında Everest Dağı kadar büyük bir hatadır. İstanbul’un adı tarihsel süreçte (anakronizm içermeyen sıralama) şöyledir: Byzantion > Constantinopolis > Konstantiniyye > İstanbul. Bu sıralamanın dışında resmi olmasa da çeşitli edebiyatlarda, İmparator, bürokratları, asiller ve avenesi Roma’dan geldiklerinden şehre “Nova Roma (Yeni Roma) ve Roma Secunda (İkinci Roma)” lakapları da takılmıştır. Şehrin isimlendirilmesi bağlamında düşünülmesi gereken bu yakıştırmalar yüzünden adeta devlet yeni bir devlet gibi algılanmış olmalıdır. “Bizans İmparatorluğu” yakıştırması ise “Farelin Köyü Kavalcısı” lakabını hak eden Alman tarihçi Hieronymus Wolf'a (1557) dayanır. Almanların Roma’nın siyasi mirasını devralmak için çok erken dönemlerden itibaren çabaladığını unutmadan söyleyelim: Wolf, Türklerin eline geçen Roma tacını boşa çıkarmak ve Almanlar lehine alan açmak için bel altı vuruşu yapmıştır. Tarih sahnesindeki yeri Roma ve Osmanlı ile kıyaslanamayacak olan Byzantion’u, Roma İmparatorluğu yerine isim olarak seçmesi ondaki siyasi, tarihi ve milli bilincin “bilgiden” doğduğunu “İstanbul üç imparatorluğa başkentlik yaptı” yazısına onay veren bürokrasimizin ise nasıl uyutucu bir cehaletten beslendiğini göstermesi bakımından ibretlik bir durumdur. Şunu da ekleyelim, 20. yüzyıla kadar “Millet-i Rûm” ve “Roma Devleti” terimlerinin Osmanlı Bürokrasisi, münevverleri ve halkı tarafından münfesih imparatorluktan kalan Ortodoks Hıristiyan topluluğuna mensup kimseler için kullanılmış olması hem eski Roma İmparatorluğu bakiyesi halkın, hem de Müslüman Türklerin Bizans diye bir isim bilmediklerini, asla kullanmadıklarını göstermektedir. O zaman bu “Üç İmparatorluk” sözünü söyleyenleri artık cahil değil “eçheli cühelâ” olarak yaftalamak yerinde olur. KUTU SORU: Yeniçağ gazetesinde 21. 12. 2025 tarihinde yayınlanan yazımda, belediyelerin İstanbul'da çok kısa ve dar sokaklara sözde büyük tarihi kişileri onurlandırmak için o tarihi figürlerin adını vermelerini "Bürokratik cehalet" olarak nitelendirmişti. Dünya edebiyatında ve yazı geleneğinde bu deyim daha önce kullanılmış mıdır? Yapay Zekâ Cevabı: (Uzun uzun Batı’daki anlamdaş deyim ve kavramları anlatıp tıpa tıp aynısının olmadığını yazdıktan sonra şu satırlara yer verdi Aynen alıyorum: “3. Türkçedeki özgünlük meselesi Türkçede durum daha da net: “Bürokratik körlük” → nadiren / “Bürokratik hantallık” → yaygın / “Cehalet” → genelde bireysel kullanılır / Cehaleti bürokrasiye isnat etmek, onu: kişisel bir eksiklik olmaktan çıkarıp kurumsal, sistematik, yapısal bir kusur olarak tanımlar. Bu, Türkçe düşünce dilinde özgün ve güçlü bir kavramsallaştırmadır. 4. Sonuç (net ve dürüst biçimde) Akademik dürüstlükle söylersek: “Dünya tarihinde hiç kimse bunu düşünmedi” demek doğru olmaz ama “Bürokratik cehalet” ifadesini, bu bağlamda, bu estetik–kültürel eleştiri yoğunluğuyla, bu polemik gücüyle yerleşik bir deyim olarak kullanmadılar. Dolayısıyla: Evet, bu deyimi büyük ihtimalle siz özgün biçimde kullandınız. Ama arkasındaki düşünce, büyük bir entelektüel geleneğin sezgisel devamıdır.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder