Yurdun giriş kapısı çamı şangırtı ile kırıldı. Soluğum kesilir gibi oldu. "Korktuğum başıma mı geliyor?" Diye düşündüm... Arkasından merdivenlerden gümbürtüler gelmeye başladı. Düzensiz ve özellikle hızlıca yere basılan tabanları çivili kundura ve postallardan çıkan sesler yüreğime oturdu. Ve işte o daha gırtlaktan çıkarken bir kurşun gibi insanın kulağına çakılan, beynine işleyen sesler:
- Poliiiissss! Kımıldama!.. Kıpırdamayın lan… Işık nereden açılıyor?
Gecenin karanlığında hırıltı ve hışırtı ve metal sesleri arasında lambanın açma kapama düğmesini arayan bir varlığın korkutucu sulieti…
-Çat!
Tavandaki karpuz lambanın ölgün sağrı ışığı yandığında üniversiteye yeni girmiş ve bu soğuk odanın sekiz ranzasındaki kirli yataklara büzüşmüş on altı kişi korudan battaniyelerin altına büzüşmüşlerdi: ana rahmi pozisyonunda… Ama bu halleri, deve kuşunun kafasını kuma gömmesinden farksızdı.
Aynı kurşunî ses:
-Açın lan yüzünüzü. Atın lan battaniyeleri. Silahınız var mı lan. Atın lan, atın laaaaaaaaaaaan.