İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2011 Perşembe

İstanbul'un Beni Nasıl Baştan Çıkartabildiğini Bugün Bir kere Daha Anladım

Gerçekten de İstanbul nasıl oluyor da bizleri baştan çıkartabiliyor? Ona olan aşkımız asla bitmiyor, bunu hiç düşünmemiştim. Ta ki bugün Eminönü'de, Barış Manço Gemisi'nin tepesinde döne döne çığlık atan martıları görünceye kadar... Anladım ki siz "Dünyanın en güzel anını yaşıyorum!" derken o bir başka güzelliğini hiç umursamadan, esirgemeden, insan seçmeden cömertçe sunuyor. Ve siz o anı bir başka zamanda, belki de şu andan yıllar sonra görebiliyorsunuz. Mevsim, saat, güneşin hali, gökyüzünün bulutlu veya bulutsuz oluşu, nem, yağmur öncesi veya sonrası... Her şey her an değişiyor ve güzelleşiyor... Şair boşuna dememiş, "Deniz martılar ve lacivert ışıltılar... Işığında boğulacağım bu şehrin kimse bilmeyecek!"
Ya da "Güzeli yakaladı bu sabah gökte bir kuş / Artı ömür boyunca unutun korkuları... Hep bu anı arardı, sordı berduş berduş / İstanbul sabahları..."



20 Aralık 2009 Pazar

ÜSKÜDARDA AKŞAM VE LODOS



Her dakikası bir başka güzel İstanbul... Ahmet Hamdi Tanpınar'ın deyişi ile Çekmeceler'de iken birdenbire Adaları veya İcadiye'yi özleyebilirsiniz. Kendisine öylesine aşık eden bir şehir ki, Üstad Yahya Kemal "Sade bir semtini sevmek bile bir ömre bedel" demişti. Bütün semtleri için değil ama hâlâ bazı semtleri için geçerli bu dizedeki hüküm!

3 Kasım 2009 Salı

İSTANBUL HÂLÂ GÜZEL


Geçen sabah (2 Kasım 2009) motorla karşıya geçerken kültürsüz para sahiplerinin işbirlikçi belediyelerle elbirliği yaparak diktirdiği çirkin yükseltileri (güya gökdelenmiş!) üzüntüyle izlerken İstanbul'un güzelliğini hâlâ koruyabildiğini fark ettim. Fotoğraf makinemi çıkartıp hemen bir kare fotoğraf çektim. İşte yukarıdaki fotoğraf o anın (09:50 civarı) resmidir...

21 Eylül 2009 Pazartesi

Ağlayan mı önemli, Ağlatan mı?


İstanbul Televizyonu’nda “Medya Metre” programını sunduğum sırada Bilal Özcan’ı programıma çağırmış, ondan “magazin”in ne menem şey olduğunu anlatmasını istemiştim. Özcan ile Akşam, Dünden Bugüne Tercüman ve Bugün gazetelerinde çalıştık. İyi kalpli bir insandır. Magazin gazeteciliğinin tüm rükünlerini ve rutinlerini bilir.

***

Geçen gün internet sitelerinde okudum, haber şu: “Kanaltürk'te ‘Laf Aramızda’ programına konuk olan Esra Erol, “Cipimle giderken yağmurda bekleyenleri görünce çok üzülüyorum” dedi ve gözyaşlarına boğuldu. Bugün Gazetesi Magazin Müdürü Bilal Özcan'ın sunduğu ve dün Kanaltürk ekranlarında yayınlanan 'Laf Aramızda' programına ünlü sunucu Esra Erol'un gözyaşları damgasını vurdu. Sunduğu 'İzdivaç' programını Zuhal Topal'a kaptıran Erol, Bilal Özcan'ın "Hep böyle neşeli misin?" sorusu üzerine, hayatından örnekler verirken bir anda ağlamaya başladı. Bilal Özcan'la Esra Erol'un diyalogu şöyle gelişti: “Sen her zaman böyle enerjik, böyle eğlenceli misindir? Hiç üzgün olduğun, karamsar olduğun dönemler olmaz mı?”
-Ben çok gülerim ama bir o kadar da hüzünlü bir insanım. Mesela bir gün ciple giderken, yanımdaki otobüse baktım tıkış tıkış, yağmur da yağıyordu, hava çok soğuktu. O an gözyaşlarıma hâkim olamadım. Çünkü ben o otobüsteki insanların ne düşündüklerini çok iyi anlıyorum.

***
Şimdi bu diyalogun ve Esra Erol’un hüngür hüngür ağlamasının haber değerinin ne olduğunu düşünelim: Esra Erol lüks cipi olan işini kaybetmiş bir sunucu. Yaşadığı şehrin umumi vasatı: Haddini aşmış bir nüfus. Deprem tehdidi. Terör tehdidi. Trafik terör ve tehdidi. Gecekondularda yaşamak… Pahalılık. Genç ve fakat işsiz bir nüfus... Üç paralık iş için kıtalararası yolculuk… Ve daha sayılabilecek pek çok olumsuzluk… Ve Esra Erol’un ağlaması…

***
Esra samimi midir? Mutlaka öyledir ama hiçbir samimi ağlama sorunları çözmeye yetmez. Peki, Bilal Özcan bu ağlamayı yayınladıktan sonra neden bir de haber yaptırdı dersiniz? Esra Erol’un ağladığı insanların haline dikkat çekmek için olabilir mi?
Yani bu haberdeki asıl gaye, ağlayan mı ağlatan mı?
Hangisinin sorunu daha büyük?
Hangisinin sorunu öncelikli?
Hangisine üzülmeliyiz?
Otobüse tıkılıp her gün sabah ve akşam işine giden binlerce fakir İstanbullu işçiye mi?
Cipine binip fakir manzarayı seyrederken ağlayan ve ağlamayı televizyon ekranlarında tekrarlayan bir kişiye mi?

***
Hiç kimseye habercilik öğretecek durumda değilim. Haddim de değil. Ama bazen okuduğum haberlerden nasıl bir sonuç çıkartacağımı bilemiyorum!

Cehaletimi mazur görün!!!