gazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2023 Pazar

Ne Şam’ın Şekeri Ne Arap’ın Yüzü

Maraş Mevlevihanesi şeyhi Şam doğumlu Selim Dede’nin öz kızı, bendenizin nenesi Hatice Hanım, babasından öğrendiği sözlerinden birini şöyle ifade
ederdi: “Arap Arap’tan 40 yıl sonra öcün almış, eyvah evdim* demiş”. Şeyh Dede’den kalma kahve seremonilerinde ise büyük anneannem Ayşe Hatun, kendisine karşı kusur işleyenlerin bahsi açıldığında, “Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü” der kaşlarını çatar, gözlerini devirirdi. Şu sıralar kuzey Ege’deyim. Burada Arap alfabesiyle yazılmış tabelalar yok. Afgan veya Arap düzensiz göçmenler ile daha karşılaşmadım. Modern Türkiye’nin nispeten müreffeh ama kesinlikle sakin bir bölgesi. Köylü köyünde, yazlıkçı plajında. Salı ve cumartesi günleri kurulan Gelibolu köy pazarlarında son derece sorunsuz bir alışveriş hayatı var. Köylüler tarlalarından getirdikleri ürünleri, İstanbul’un en lüks manavı fiyatına satıyor. İstanbul’da hormonlu ve aşırı gübrelenmiş sebzeyi aynı fiyata yediğini düşünen yazlıkçılar ise “Hiç olmazsa doğal sebze meyve yiyorum” düşüncesiyle avunuyor. Gelibolu Yarımadası’nda büyük bir Mevlevihane binası var ama artık müze olarak yaşıyor. Bu bölge herkesin bildiği gibi, Türk milleti için kutsal bir alan! Avrupa kıtasına ilk burada ayak bastık. İlk üssümüzü burada kurduk. Balkanların fethi burada toplanan Gazi Alp’ların akıncı ruhu sayesinde mümkün oldu. Yine bu yer, Gelibolu Yarımadası, Türk milletini tarihe gömmek isteyen emperyalistlerin ideallerini toprağa karıp denize gömdüğümüz vatan toprağı! Üstelik bütün yarımada kelimenin geçek anlamı ile şüheda tarlası! Bu topraklarda evet şimdilik düzensiz göçmen, onların şımarıkça astığı Arapça tabelalar yok, yani genel resim tertemiz. Ama bölge bölge içerlere girdiğinizde bağcılık, şarapçılık, şarap evi işletmeciliği, şarap tadım günleri için günü birlik turlar, Yunanca isimli meyhane (ki tüm meyhanelere Atatürk portresi konması yasaklanmalıdır) lokasyonları pıtrak gibi çoğalıyor. Meyhaneler ve şarap tadım evleri Bolayır Gazi Süleyman Paşa Türbesi, Paşanın adına yapılmış harap camii, Namık Kemal kabri, Rumeli’ye geçişte kilit noktalarından biri olan Çimpe kalesi harabesi, biraz ötede Anafartalar (Suvla), biraz daha ötede Şehitlikler ile karşı karşıya! Tamam, Arap yok, Arapça tabela yok, Acem yok, Afgan yok, Hindu yok, yamyam yok ama bir “belâ” var! O da modernleşmiş vatandaş topluluğunun atalarımızın mezarları üzerinde ne yaptığını bilmeden gününü gün etmesi! Bir çıkış yolu olmalı. Çünkü kültür hayatımız iki uç arasında o kadar gerildi ki, ip kopmak üzere. İp koptuğunda her iki uçtan çekiştirenler yüz üstü kapaklanacaklar ve bir daha ayağa kalmaları mümkün olmayabilecektir. “Ne Şam’ın şekeri ne Arap’ın yüzü” demenin bir tarihçesi var ama aynı şey bir zamanlar Devleti Âliyle vatandaşı olan diğere etnisiteler için de geçerli. İpini koparıp sınırımızı geçen her Arap’ı mazlum din kardeşimiz diye bağrımıza basamayacağımız gibi, Modernleşmenin gereği diye Batılı komşularımızı, müzikleri, meyhane isimleri, şarapçılık gelenekleriyle bağrımıza basmamız da abes. (*Evmek: Acele etmek.)
BİR FİLM BİR DİYALOG: Cem Yılmaz’ın yazdığı ve Ali Taner Baltacı ile beraber yönettiği Hokkabaz burada hatırlatacak bir eser. Filmin öyküsü katmanlı ve ilginçtir. Uzun bir yolculuğun ardından baba (Mazhar Alanson: Sait Tünaydın) ile oğul (Cem Yılmaz: İskender Tünaydın) Gelibolu’da bir balıkçıda, yoldaşlarıyla (Özlem Tekin: Fatma ve Tuna Orhan Maradona) beraber balık yer ve demlenirler. Sait Tünaydın’ın niyeti Şehitlikleri ziyaret etmektir. Ama alkol onu çarpmıştır. Ayakta zor durmaktadır. Yemekten sonra araca binerler. Baba ile oğul arasında şu diyalog geçer: İskender Tünaydın: Baba saat dört buçuk oldu sonra gidelim mi şehitliğe? Sait Tünaydın: Zaten böyle gidemem. Ayıp! Yarın gidelim. Sait Tünaydın, lafını bitirdikten sonra sonra başı düşer ve sızar. 2006 yılında çekilen filmdeki hassasiyetten bugün geriye nasıl bir “ayıplı iş yapmama” duygusu kaldı acaba? Kendimi de dâhil ederek sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum.

7 Mart 2014 Cuma

Batı ırkçılığı yeniden yükseliyor!

Noam Murro’nun yönettiği, Lena Headey, Eva Green, Rodrigo Santoro, Sullivan Stapleton gibi oyuncuların baş karakterleri canlandırdığı 300: Bir İmparatorluğun Yükselişi (300: Rise of an Empire) kelimenin tam manası ile “ırkçı” bir film.

Tıpkı 300 Spartalı’da olduğu gibi bu filmde de Batı Avrupa’da milyonlarca ölüme neden olan Nazizm ve Faşizmin nereden doğduğunu es geçerek yanıltıcı bir algıyı tercih eden film ekibinin niyeti hakkında doğal olarak kuşku uyanıyor. 

Doğuluların iliklerine kadar despot, zalim ve tabansız olduğunu iddia ederken Batılıların demokrasi ve özgürlük adına yaşayıp savaşıp öldüklerini iddia edecek kadar gülünç bir iskelet üzerine kurulu.

Bak, bak hikayeye bak: Bilinmez bir mağarada tılsımlı bir suya girerek tanrıya dönüşen (!) Xerxes’in (Serhas - ki, kahramanların kralı demekmiş) hükümdarlığındaki Pers ordusu, Yunanistan'ı işgal için harekete geçer ve birinci bölümde (300 Spartalı) anlatıldığı gibi Atina kapılarına dayanırlar. Atina'yı yakıp yıkarlar. Yunan donanması direnişin odağı haline gelir. Xerxes’in donanmasının başında, kendi ulusu Yunanlılardan intikam alma peşindeki Artemisia bulunmaktadır. Buna karşılık, çok üstün Perslileri mağlup etmenin tek yolunun tüm Yunanistan'ı birleştirmek olduğunu düşünen Temistoklis, nihayetinde savaşın gidişatını değiştirecek taarruza liderlik etmektedir. Vs., vs. 

İskelet budur ama iskelete nasıl bir et giydirebileceğiniz o filmin karakterini belirliyor. Bu filmdeki, "Yunanlılar (Batılılar) demokrasi ve özgürlük adına savaşıyordu" genellemesine aldanmayacak iseniz, kan ve dijital şiddet karşısında mideniz bulamayacaksa filmi izlemenizde  bir sakınca yok! Ancak yine de hazırlıklı olun. Film o kadar karanlık, kıyıcı, aşağılayıcı sahneler ile dolu ki, eğer tarih bilmiyorsanız, eğer sinemada anlatılanların sadece eğlencelik kurgular olduğunu düşünecek kadar saf dil iseniz, muhtemelen gerçeklik algınızın istismar edildiğini de fark edemeyeceksiniz demektir.

ALT YAZILARDA KAVRAMLAR ALTÜST EDİLİYOR
Bu arada defalarca yazdım, yine yazıyorum: Müslüman olmayan bir kişi için, Şehit ve Gazi sıfatlarını kullanılması tamamen yanlış! Çünkü bu unvanları vereceğiniz kişinin "Şahadet getirmesi" ve savaşını "Allah rızası için" yapması gerek. 

300: Bir İmparatorluğun Yükselişi (300: Rise of an Empire) filminde Spartalı ve Yunanlılar için İslamî bu kavramlar bol bol kullanılırken, daha sonra Müslüman olan Persliler cehennemlik zebaniler olarak gözümüze sokuluyor! Bu tercüme densizliği ve alt yazı hataları yüzünden filmin "ırkçı"lığının üzerine bir de tarihsel ve kavramsal kandırmaca ekleniyor... Ki tahammül edilmesi zor bir nadanlık!


YUNAN DEMOKRASİSİNİN FAZİLETLERİ VE SUÇLARI ÜZERİNE 
KARL POPPER'IN DEHASINDAN SÜZÜLEN YORUMLAR  

Karl Popper (Lesson Of The Century*, Yüzyılın Dersi) isimli eserde 300: Bir İmparatorluğun Yükselişi (300: Rise of an Empire) filminde övüle övüle bitirilemeyen Yunan demokrasisi” üzerine şöyle bir yorum getiriyor:

“Bu dönemdeki en önemli olaylar arasında, her biri yaklaşık olarak otuzar yıl süren iki savaşı sayabiliriz. İlk savaşta Atina yerle bir olmuş ama yine de savaştan zaferle çıkmıştı, ikinci savaşta ise korkunç bir yenilgiye uğradı. O yıllardaki önemli olayların kronolojik bir listesi:

507: Atina’da demokrasinin kurulması.
493: Atina silahlanıyor; Themistocles komutasında bir donanma oluşturuldu.
490: Maraton savaşı
480: Atina boşaltıldı ve Peresiler tarafından yerle bir edildi. Bütün direniş, donanmada odaklandı. Salamis Savaşı.
479: Plataca ve Mycale Savaşları. 

Anadolu ve adalarda da tehdit altında olan İyonyalılar, Atinalılardan yardım isterler; Bunun sonuncunda denizcilik alanında Delos Birliği (Delian League) ve sözde Atina Emperyalizmi kurulur. Atina’nın güçlendirilip, yeniden inşa edilmesi.

462: Perikles çağının başlangıcı: Akropolis, Parthenon Tapınağı. I. Peleponnez Savaşı.
431: II. Peleponnez Savaşı’nın başlangıcı.
429: Atina’da veba salgını. Perikles’in ölümü. Savaşının şiddetinin artması.
413: Sicilya’da felaket: Atina donanması ve ordusunun imha edilmesi.

411: Atina Demokrasisinin çöküşü.
404: Sparta, Atina’yı yener ve Anti Demokratik, terörist bir kukla hükumet kurar. Savaşın son on yılında ölen Atina vatandaşlarından çok daha fazlası bu hükumetin iktidarda olduğu sekiz ay içinde öldürülür.

İkinci Peleponnez savaşına ilişkin tarihi bilgiler genelde burada biter, bu nedenle Atina demokrasisinin de bu tarihte sona erdiği kabul edilir; fakat bu doğru değildir. Demokrasi sona ermemişti. Sekiz ay sonra iktidarı elinde bulunduran Otuzlar Yönetimi, Pire’de (Piraeus), Atinalı demokratlar tarafından yenilgiye uğratıldı ve bunun üzerine Sparta ile Atina demokrasisi arasında barış yapıldı.

Ama Atina demokrasisi çok büyük hatalar da yapmıştı –bunların arasında, sadece taktik ya da stratejik hatalar yoktu, aynı zamanda, örneğin gözle görünür hiçbir tahrik olmadığı halde Melos’un yerle bir edilmesi gibi, insanlığa karşı işlenen suçlar da vardı. Adadaki bütün erkekler öldürüldü, kadın ve çocukların hepsi köle olarak satıldı. Bu korkunç suçun yanı sıra, Sokrates’in duruşmasında (savcının, parti başkanı olduğu siyasi bir duruşma) verilen o adaletsiz karara ne demeli? Atina ordusunda general olan Thucydides, Melos’da yaşananları ayrıntılı olarak anlatıyor ve bunların tanımını çok açık bir şekilde yapıyor: ne yaptıklarını gayet iyi bilen ve bu nedenle en ağır şekilde cezalandırılmaları gereken bir çoğunluk tarafından alınan sinik ve affedilemez bir karar. Buna benzer daha birçok olay var. “

* Plato Yayınları, Çev: Ceyhan Aksoy, İstanbul 2006, Sayfa: 87 vd.

YUNAN MUCİZESİ İDDİASI KARŞISINDA CEMİL MERİÇ'İN UMRANDAN UYGARLIĞI ESERİNDE YER ALAN ÖNEMLİ MAKALESİ


Sayfayı büyütmek için çift tıklayın.

Sayfayı büyütmek için çift tıklayın.

Sayfayı büyütmek için çift tıklayın.

Sayfayı büyütmek için çift tıklayın.

Sayfayı büyütmek için çift tıklayın.

Sayfayı büyütmek için çift tıklayın.

Sayfayı büyütmek için çift tıklayın.

Sayfayı büyütmek için çift tıklayın.