Alacakaranlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alacakaranlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2012 Cuma

The Twilight Saga serisinin şifreleri

Vatikan'ı andıran mekan, Alacakaranlık'ta Vampir Vatikan'ının temsil ediyor! 
Alacakaranlık hakkında yazdığım, "Alacakaranlık üzerine komik bir yazı denemesi: Ah Kara Jakop Ah! Hepsi Senin Yüzünden"i yayınladıktan sonra, Twitter üzerinden, filmin gösterime girmesiyle beraber şifrelerini çözecek bir yazı daha yazacağımı ilan etmiştim. İşte o sözümü tutuyorum!

Alacakaranlık ilk bölümden itibaren, "Romeo and Juliet"ten ilham almış bir aşk hikayesi olarak sunuldu. Biliyoruz ki, Romeo ve Juliet bir yanlış anlaşılma sonucu sonsuza kadar beraber olacaklarını umdukları öteki dünyaya giderler! Juliet bunu yaparken sevgilisine bir öpücük kondurur ve zehri içer... 


Bella, ölümsüzlük iksirini (!) içmez. Kızına bir ölümsüzlük öpücüğü kondurur!
Alacakaranlık, bu öykünün izinden giderken tüm kuralları değiştiriyor. Bella, birinci finalde (The Twilight Saga: Breaking Dawn - Part 1 - 2011) sevgilisinin kendisini ısırmasına izin verir ve bir vampirellaya dönüşür. Böylece sonsuza kadar beraber yaşayacaklar mutlu olacaklardır. Destansı finalde, yarı ölümlü yarı ölümsüz  doğan Renesmee (Mackenzie Foy) adlı kızlarını öpen Bella, böylece Juliet gibi öteki dünyaya ait bir ölümsüzlük değil, vampire dönüşmüş olarak dünyevi ölümsüzlüğü tercih etmiş oluyor. 

Amerikalı seyirci, tartışmaları bile kavga içeren aksiyonlarla algılayabiliyor! 
Alacakarlık'ın bir başka şifresi de, "Protestan" ahlakını savunan bir film olarak arzı endam etmiş olması. Daha ilk filmden itibaren, vampirleri denetleyen "Volturi"lerin mekanları tıpkı Vatikan'ı andırmaktadır. Volturi'ler giyim kuşamlarından, yargılama biçimlerinden, infazlarına kadar (yakarak öldürme) Katolik kilesinin dini otoritesini andırır davranışlar sergiler. Orta Çağ'da Vatikan Meclis salonunda yapılan ilahiyat tartışmaları, Alacakaranlık'ın ilk filminde bir tür karate gösterisine dönüştürerek verilmişti hatırlarsanız! Fakat şunu da hemen belirtmeliyim ki, Protestanlığı yücelten ve Katolik kilisesini zemmeden bu anlatım biçimi, dindarca olmaktan çok kültüreldir. 

Serinin bugüne kadar seyrettiğim filmleri:


The Twilight Saga: New Moon (2009)
The Twilight Saga: Eclipse (2010)
The Twilight Saga: Breaking Dawn - Part 1 (2011)
The Twilight Saga: Breaking Dawn - Part 2 (2012)

15 Kasım 2012 Perşembe

Alacakaranlık üzerine komik bir yazı denemesi: Ah Kara Jakop Ah! Hepsi Senin Yüzünden...


Alacakaranlık'ın  (The Twilight Saga: Breaking Dawn - Part 2) son bölümünün muhteşem bir finalle veda edeceği ilan edildiği için kalkıp filmi seyretmeye City's'e gittim. Epeyden beri görmediğim SİYAD'lı arkadaşların bir bölümünü görme fırsatı doğmuş oldu. Bu arada Atilla Dorsay ile de muhabbet ettik. Duayen kelimesinin etimoloji üzerine konuşacakken filmin başlayacağı ilan edilince, konu yarım kaldı. Sabah şakalarını seven Dorsay'a bir kitaptan öğrendiğim bir bilgiyi aktaracaktım ama başka zamana kısmetmiş.

Her zamanki gibi G sırasının 15 numaralı koltuğuna oturdum. Bu G sırası tutkumun sebebini çokları merak eder durur, haydi açıklayayım. G harfi, Gentleman'in ilk harfi olduğunu için bu sırayı tercih ettiğime kimse inanmaz ama bu gibi şüpheci kişiler ne kadar centilmen olduğumu Ömür Gedik'e sorabilir.

Sonunda film başladı ama ne başlama... Bella Swan ölümden kurtulmuş, ayağa kalkmış, bir güzelleşmiş bir güzelleşmiş ki... Bir kuvvetlenmiş, bir kuvvetlenmiş ki Edward Cullen'in sırtını mindere öyle bir getiriyor ki, adamcağızın kımıldayacak hali kalmıyor... 

Derken, Bella ile Edward'ın,  Renesmee adı verilen kızlarını görüyoruz. Mini minnacık bir bebek. Dokunarak derdini anlatabiliyor. Destansı final ya, sanırsınız Oğuz Kağan'ın dişisi! Yanında Jakop Black gibi bir de kurt var, değmeyin gitsin: "Ay, ay Renesmee, Volturi (Vampir Vatikan'ı) üzerine sefer yapacakmışsın ben sana yol gösterir göz kulak olurum" diyecek neredeyse... 

İşin latifesini bir yana bırakırsak, bu bebek, insanları ve hayvanları ısırıp kanını içen vampirleri Yeşilçam'ın yarattığı ailelerin en ünlüsü "Rıza'nın ailesi"ne çevirir! O da hangisi diyeceksiniz, söyleyeyim: Münir Özkul ve Adile Naşit'in bir sürü çocuğu yoksulluk içinde yetiştirirken Türk Volturi Eriş Akman'ın, Itır Esen'i ısırdığı Aile Şerefi filmi... Anlayacağınız, sevgili Ali Ulvi'nin dediği gibi, "Bir Arap Bacı eksikti filmde!"

İşin doğrusunu söylemek gerekirse ben bu Alacakaranlık filminin cemaziyülevveli'nden de, 'cemaziyülahırı'ndan da hazzetmedim. E, elbet diyeceksiniz. Sen 15 yaşında bir genç misin ki hazedeceksin? Ergen gençler için çekilmiş bu film... Gerçekte öyle. Biz gençliğimizde ne kötü filmleri seyrederdik birazcık aşk, birazcık macera için... 

Fakat durun, filmde ümit bağladım bir tek adam vardı. Benim bile! O da Kızılderili Jakop idi. Ama kof çıktı ve kızı vampire kaptırdı. Üstelik hala deli gibi seviyor ve koruyor. Yani anlayacağınız Bella'nın vampirellaya dönüşmesinin tek suçlusu bu Kara Jakop, yoksa aşk filan değil... 

Kara Jakop, senden nefret ediyorum!