14 Haziran 2026 Pazar
Vatan ve Turan
Tamamen bana ait olan sözlerle ifade edersem, “Turan Edebiyatı’nın Kutup Yıldızı Cengiz Aytmatov” ile tanışmak ve beraber vakit geçirmek bahtiyarlığına erişmiş bir edebiyatsever olarak, onun her ölüm yıldönümü, tüm sevenleri gibi beni de “Türk Dünyası, Türkistan, Turan” hakkında düşünmeye itiyor. İstanbul’a gelişi, beraber tarihi mekanları ziyaretimiz, sonra Taksim’deki The Marmara Oteli lobisinde kahve eşliğinde içimde ukde olarak kalan sohbetimiz ve yıllar sonra, babası Törekul’un, SSCB’nin kâtil diktatörü Stalin’in tetikçileri tarafından kurşun sıkılmış kafatasının müze tarafında sergilendiği “Ata Beyit”teki anıtsal kabrinde ziyaret edişim… Şu birkaç cümle bile ayrıntılarıyla açılmaya başlandığında neredeyse Shakespeare trajedilerine parmak ısırtacak bir büyüklükte yakıcı bir hikâyeye dönüşür! Bu hikâyenin bir bölümünü daha evvel yazmıştım. Ama şimdi daha çok onun için nasıl olup da aklıma “Turan Edebiyatı’nın Kutup Yıldızı” gibi bir lakap gelmiş onun izini bulmaya çalışıyorum.
Türkçülük tarihinde taçlı bir mevkie sahip Ziya Gökalp’in “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan, / Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan!” dizeleri, zannediyorum bana ilham verdi. Çünkü Gökalp çok erken bir dönemde, Anadolu buğdayından yapılan yufka ekmekten başka yiyecek bulamadığı için ekmek yiyip uyumayı adeta kaderi gibi benimsemiş Türklere rağmen, Türk’e, Türkü söylüyordu. Uyanacaklarını umarak. Bir şiirinde şöyle diyordu. “Uyu yavrum, uyanacak günler var. / Yarınları gözetleyen dünler var. / Baban şehit izlerinde ünler var. / O izlerde sen de dolaş ./ Öç gününe sen tezce ulaş. / Uyu yavrum, tepesinde haç yatan. / Camiler vardır bu mu seni ağlatan? / Dayanamaz çiğnenmeye bu vatan. / Camilere götür hilal. / Hem yurdu hem de öcünü al.”
Yüz yıl önce, sadece Anadolu’dakiler değil, dünyanın dört bir yanında tarihin dışına itilmiş, yaşanan gelişmelerden, teknolojiden ve dünya milletlerinin yeni ekseninden habersiz bütün Türk boyları/soyları Türk olduklarını unutmuş bulunuyordu. İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, Ziya Gökalp, Bekir Çobanzâde (Kırım Tatarı), Veli Huluflu (Azerbaycan Türkü), Halid Said Hocayev (Özbek Türkü), Hanefi Zeynallı (Azerbaycan Türkü), Aziz Gubaydullin (Tataristan), Sultan Galiyev (Başkurdistan) gibi Türkçüler uyuyan Türkleri uyandırmak üzere hayatlarını ortaya koymuşlardı. Nitekim bunlardan Çobanzâde, Huluflu, Gubaydullin, Galiyev ve yukarda da bahsettiğim Törekul Aytmatov infaz edilmişlerdi. Stalin caniliğini sadece Türkler üzerinde uygulamamış, diğer Sovyet halklarından olup sırf Türkolog oldukları için Aleksandr Nikolayeviç Samoyloviç ve Yevgeniy Dmitriyeviç Polivanov ve Artur Rudolfoviç Zilfeld-Simumyagi (Estonyalı) isimli bilim adamlarını dahi kurşuna dizdirmişti.
Kesik başı kan dolu bir tulum içine defalarca batırılıp çıkartılarak “onurlandırılan” (!) İran’ın desiseci şahı II. Kiros’un, Firdevsi’nin Şehnamesinde bir kahraman olarak diriltilmesine Gazneli Mahmut tarafından izin verildiğinden beri Turan kültürüne sızmaya devam eden putperest Aryan kültürü, hâlâ dilimizde, adetlerimizde, dini ritüellerimizde, tasavvufumuzda dahi Türklük şuurunun önünde gizli ve sinsi bir engel olarak görevini icra etmektedir. Anlı şanlı Türk ozanları mesela “Arabi Farisi bilmem / Dile minnet eylemem” derken bile Arabi ve Farisi düşünüp yazmak gibi bir tuzağın, batağın içinde kalmışlardır: Tıpkı bu yazının içeriğinde onlarca Türkçe olmayan kelime olduğu ve bu yüzden düşünce tarzımın tam olarak bir “Türkçe düşünme biçimi” olamaması gibi! Söz Konusu şiirdeki Türkçe olmayan kelimeleri saydım: “Har, gonca, gül, minnet, Arabi, Farisi, sırat, müstakim, rahim, iblis, talim, acayip, dert, herkes, kar, Hak, kerim, zerre, tamah, dünya, rızk, Hüda, şefaat, cümle, gani, mihman, settar, halife, hünkâr”. 29 adet. Şiirin toplamı 75 kelimede. Birinci dörtlükteki Arabi ve Farisi kelimeleri kaldırdığımızda geriye şiir değil aşağıdaki ucube kalıyor. “… içinde biten …… eylemem / eylemem, /… …. Eylemem / ….. üzre gözetirim…. / ….. ettiği ….. eylemem”.
Divanı Lügat-it Türk’ün yazarı Türkçülüğün atası Kaşgarlı Mahmut Bey’in çok erken uyanan zihni olmasaydı belki bugün Slavlaşan, Çinlileşe, Araplaşan, Farslaşan veya Mezopotomyalılaştırılan pek çok Türk boyları gibi dilimizin gramerini, fiillerini, şiiri yaratan ruhunu unutup gidecektik.
Bu sebeple benim nazarımda bütün Türkçüler, Türkçenin ruhunu bütün Türk dünyasına yani Turan’a anlatmaya çalışan kültür kahramanlarıdırlar. Ölmüş, Şehit edilmiş, yaşayan bütün kahramanlara selam dururken Cengiz Aytmatov’un 20. Yüzyılda acıklı bir tercihle Rus dilini kullanmak zorunda kalmasıyla bizim Türkçe sandığımız Arabi ve Farisi kelimelerle dolu dille yarattığımız edebiyatımızın Turan Edebiyat söyleyişine dönüşmesini ümit ediyorum.
Bu ümit gerçekleştiği gün, çoktan beri gönlüme kazıdığım şu sözleri bütün dünyaya haykıracağım gün olacaktır: Türkü söylenen her yer vatanım, kendimi gurbette hissetmediğim her yer Turan’dır!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder