30 Ağustos 2026 Pazar

Türklük ve Türkçe Anadolu’da 1071’den sonra dirildi!

Devleti Aliye’nin son 250 yılından itibaren medeniyetimizin her cephede aldığı ağır yaralar ve bunun sonucu başta devletlu takımı olmak üzere kademe kademe bütün toplum kesimlerindeki mukayeseye dayalı indirgemeci düşünme tarzının hala devam ettiği bir gerçek. Bu türlü düşünmenin mantığı, ilk dönemlerden bugüne kadar bizi hep yanıltmıştır. Çünkü mukayeseye dayalı indirgemeci düşünce, birbirine hiç benzemeyen ve gelişimi değişik olan toplumları çok dar açıdan (tek ölçütle) karşılaştırır. Bu da farklılıkları silerek “var/yok”, “ileri/geri”, “biz/onlar” şeklinde karşıtlıklara indirgeme eğilimidir. Mesela şu cümleler: “Matbaa onlarda var, bizde neden yok? Onların askerlerinde tüfek, top var bizde neden olmasın? Onların devlet idaresinde meclis var biz de isteriz. Onlarda eşit vatandaşlık var, mal ve can emniyeti hukuka dayalı bizim vatandaşlar neden yetmiş iki millete bölünmüştür? Onlarda kadın sosyal hayatın içinde (!) bizim kadınlar neden haremden dışarı çıkmıyor?” benzeri yüzlerce cümleyi hemen hepimiz duymuştur. Günümüzde bile köyünden çıkıp Avrupa’ya ekmek parası kazanmaya giden ve bir müddet sonra toplumun en alt kademesinden statü sahibi bireye dönüştüğü halde her an "Ausländer raus" sloganına maruz kalabilecek insanlarımız da tartışmalara ayrı boyut kazandırmıştır. Öyle bir boyut ki, kendi kültürü hakkında hiçbir bilgisi, görgüsü olmaya üçüncü nesillerin ipe sapa gelmez mukayeselerine dönüşmüştür. Ülkedeki sert tartışmalar aslında artık “Neden onda var bizde yok?” duvarını aştı ve bize ait değerlin niteliği konuşulmaya başladı. Önceleri halk ağzındaki atışmalar “nicelik sorunuymuş” gibi algılanıyordu (ve tabii, 0nda var de bende neden yok düzeyindeki sorun, bende olmayanları ele geçirmek sorunuydu) fakat bu yeni indirgemecilik biçimi artık öz malımızı (değerlerimizi) hiçe indirgeme sorunsalı haline gelmiş durumda. Malazgirt Zaferi’nin 955 inci yıl dönümünde vesilesiyle “Malazgirt Kapısı” tekrar gündeme geldi. Aslında tarihimiz hakkında bilimsel çevrelerde ciddi bilimsel konular olarak akademik sınırlar içinde tartışılan ve daha sonra gazetecilerin, TV şovmenlerinin, sosyal medya mensuplarının vülgarize ettiği bilgiler halinde yayınlan en sonunda ayağa düşürülen meseleler pek çok: Bunlardan bazılarını sayayım: Türklerin tarihte varoluş zamanının tarihlendirilmesi, Proto-Türklerin kökeni, Türklerin Altay Dağları merkezli köken teorisi, Türk ve Türki kavramlarının tarihsel anlamları, Hunların etnik ve dil kimliği, Göktürklerin etnik teşekkülü, Asya Hunları ile Göktürkler arasındaki süreklilik, Türklerin Anadolu'ya gelişinin başlangıç tarihi, Malazgirt'in Anadolu'nun Türkleşmesindeki gerçek ağırlığı, Malazgirt öncesinde Anadolu'daki Türk varlığı, Anadolu'nun Türkleşmesinde Oğuz, Türkmen ve diğer Türk unsurların rolleri, Anadolu'da Türk nüfusunun demografik dönüşümü, Selçuklu döneminde Anadolu'daki yerli halklarla Türklerin ilişkileri, Osmanlıların kuruluşunda aşiret, gaza ve devletleşme modelleri, Osmanlı hanedanının Kayı boyundan geldiği iddiasının tarihsel temeli, Osmanlı kuruluş anlatılarının erken kaynaklarla uyumu, Osmanlıların etnik kimliği ve “Türk devleti” olarak tanımlanması, Osmanlı toplumunda Türk, Türkmen, Yörük ve reaya kavramlarının anlamları, Yeniçerilerin devşirme sistemi ve etnik-dinî niteliği, Osmanlı yönetici sınıfının Türklükle ilişkisi…” Birkaç gün dür süren yeni tartışmalardan anladım ki, Malazgirt ve Türklerin Anadolu’yu yurt tutma meselesi gündelik politikaların emrine verilmiş. Büyük zaferin ihtişamını, manasını, kazancını ve ruhunu bir yana bırakıp, “Türk’ler Anadolu’ya 1071’den önce gelmişti. Kapılar Malazgirt’le açılmadı. Alpaslan’ın asıl niyeti Suriye ve Şam’dı” gibi farklı argümanları zaferin özünü hafife alacak şekilde kullanmak çok acı verici. Oysa Türklerin Roma İmparatoru’nu diz çöktürdüğü, yenilmez denilen bir devletin kendi topraklarındaki hakimiyetini yitirmesiyle son uçlanan bu büyük meydan muharebesi savaş tarihinde emsaline rastlanmayan ve biricik örnektir. Bütün büyük Türk devlet adamları ve aklı yerindeki Türk tarihçileri Malazgirt’in ne anlama geldiğini bilir ve bunu daha önceki yazılarımda da belirtmiştim. Mustafa Kemal Atatürk’ün daha önce bilmediğim kendi el yazısıyla yazmış olduğunu öğrendiğim şu sözleri konuya açıklık getirmesi bakımından en iyi emsali teşkil etmektedir. Selçukluların hizmeti: Selçuklular Asya’da Arap nüfuzunu kırdılar. Yerine Türk hâkimiyetini koydular. Anadolu’yu Bizans (Roma) imparatorlarından istirdat ettiler (geri aldılar). Türklüğü ve Türkçeyi Anadolu’da ihya ettiler. Etilerden sonra İskender, Romalılar, Bizanslılar devrinde unutulmaya başlayan Türklüğü ve Türkçeyi Anadolu’da ihya ettiler. (Millî Savunma Bakanlığı Arşivi, Atatürk Kol. Kls.: Nu.:11; Dosya Nu.: 232; Fihrist Nu.: 6)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder