13 Eylül 2026 Pazar

Saklı bahçe

Kahramanmaraş’ın arkeolojik geçmişini görünür kılacağı ümit edilen bir toplantı yapıldığını bir sosyal medya gönderisi sayesinde duyum. Yine “kahramantv”nin bir dakikalık iyi özetlenmiş sunumundan öğrendim ki, etkinliğin adı “Uluslararası Yukarı Mezopotamya ve Ötesinde Tarih Öncesi Çömlekçilik Çalıştayı" imiş. Gönderide herhangi bir iltimas cümlesi olmamasına rağmen Kahramanmaraş’ın “Mezopotamya” ile ilişkilendirilmesi hissiyle hemen bir itiraz mesajı ilettim. Bu konuya ve hassasiyetime daha sonra döneceğim ama önce araştırıp ögrendiğim çalıştayın kapsamını aktarayım: Dün sona eren toplantı Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kahramanmaraş Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi ile Koç Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Hollanda Araştırma Enstitüsünün iş birliğinde gerçekleştirildi. Kahramanmaraş’ın arkeoloji alanındaki görünürlüğü için çok önemli bu uluslararası etkinlikte, ev sahipleri Vali Yardımcısı Oray Güven ve Büyükşehir Belediyesi Başkan Başdanışmanı Burhan Sakallı ile Kültür Daire Başkanı Duran Doğan, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Doç. Dr. Halil Tekin ve tabii farklı ülkelerden bilim insanları, akademisyenler hazır bulundu. Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Başkan Başdanışmanı Burhan Sakallı’nın bilhassa yabancı konukların bulunduğu haziruna hitaben söylediği şu sözler ise yüreğime soğuk su serpti: “Kahramanmaraş'ın Dulkadiroğlu Beyliği'ne başkentlik yaptı. Bir beyliğin başkentindesiniz. Dulkadiroğlu Beyliği'nin başkenti olan Kahramanmaraş, Osmanlı İmparatorluğu ile aynı anda var olmayı başarmış nadir Türk beyliklerinden biridir." Aşırı bir yorum yapmış olma ihtimalimi de göz önünde bulundurarak bendeniz bu sözlerden şu manaları fehmettim: Tarih öncesinde ve daha sonra bu topraklardan gelip geçmeyen kalmamış olabilir ama işte bugün burada, bir Türk yurdunda bulunuyorsunuz! Tebrikler sayın danışman, ağzınıza sağlık. Dulkadiroğluları Bey’inin “başsız vücudu veya vücutsuz başı”nın kendi kentinde “Aladan”da gömülü olduğunu artık Maraşlının bilmediğini, unuttuğunu hatırlarsak bu sözlerinizle sadece, “Anadolu Türklerin değil, bakın toprağın altından hep başka medeniyetler fışkırıyor” arkeolojisi yapanlarla beraber atalarının unutup “Mezopotamyalılaşmak” isteyen cühelaya da şahane bir cevap olmuş! Başta da dediğim gibi bu yorum bendenize aittir ve Türkiye’deki arkeolojik kazılar madalyonunun diğer yüzünü de görünür kılmak içindir. Habere devam edecek olursak, çocukluğumuzda Eloğlu adı hala kullanılan ve bu ad yabancını evladı gibi anlamlar çağrıştırdığı iddiasıyla altmışlarda resme Türkoğlu adıyla anılmaya başlanan ilçedeki meşhur Domuztepe Höyüğü kazı alanı ile ilgili de video gösterilmiş. Malum Domuztepe Göbeklitepe’den üç bin beş yüz yıl sonrasına tarihlenir ve bendenizin hissiyatına göre asla Mezopotamya bağlamında değerlendirilemeyecek kadar farklı bir yeni oluşum olmaklığı lazım gelir. Zira biliyoruz ki, Maraş, Göbeklitepe’nin bağlı bulunduğu Mezopotamya ve mücavir alanları dahilinde değil, çok farklı bir coğrafya ve iklimdeki Ceyhan ve Seyhan nehirlerinin yolu üzerindedir. Muhtemeldir ki hayvanların göç yolları üzerindeki bu iki nehir havzasında itidalli yaşama alanları, Mezopotamya kültür birikiminden farklı bir yapılanmanın zeminini oluşturmuş olmalıdır. Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır, Batman, Şırnak, Siirt, Adıyaman, Gaziantep ve Kilis ile Suriye’deki Haseke, Kamışlı, Rakka ve Deyrizor ve dahi Iraktaki Musul, Erbil, Kerkük, Süleymaniye ve Duhok ile Maraş arasındaki demografik, dilsel, sosyal ve etnografik farklar tarih öncesinden günümüze devam edegelmiş olmalıdır. Zira Maraş’ın aşağı veya yukarı Mezopotamya ile ilişkisi doğanın diğer canlılara vaat ettiği türden bir “geçit” olma ilişkisine benzemektedir. Maraş iki nehir arasındaki yaşam alanlarına göre daha içeride, kuytuda, korunaklı hatta saklı bir bahçe gibidir. İleriki zamanlarda da Maraş’ta 11.000 – 12.000 yıl öncesine ait yaşama kanıtları bulunmadığı takdirde bu böyle kalacaktır. Bugün Kahramanmaraş’ın asıl sorunu elbette arkeolojinin hangi dönemine tarihleneceğinden çok göz göre göre büyük demiryolu ve otoyol ağlarını dışında bırakılmasıdır. Muhtemelen geçmişteki krallıkların bakış açısı da buydu! ***** MİNİ ANSİKLOPEDİ Göbeklitepe, MÖ yaklaşık 9600–8000 yıllarına tarihlenir. Türkiye'deki "Taş Tepeler" projelerinde hem de dünyadaki diğer arkeolojik çalışmalarda Göbeklitepe ile çağdaş veya ondan daha eski tarihlere dayanan önemli merkezler vardır. Boncuklu Tarla (Mardin / Dargeçit): Arkeolojik kazılarda elde edilen bulgulara göre geçmişi yaklaşık MÖ 10.000 – 11.000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Göbeklitepe’dekine benzer kamu binaları, tapınak alanları ve anıtsal yapılar barındırır ve kronolojik olarak Göbeklitepe'nin ilk evrelerinden yaklaşık 500 ila 1000 yıl daha eski katmanlara sahiptir. Karahantepe ve Taş Tepeler Bölgesi (Şanlıurfa): Şanlıurfa çevresinde yürütülen "Taş Tepeler" projesi kapsamındaki Karahantepe, Sayburç, Harbetsuvan ve Çakmaktepe gibi yerleşimler Göbeklitepe ile aynı döneme (Çanak Çömleksiz Neolitik) aittir. Karahantepe'nin bazı alt katmanlarının ve Çakmaktepe'deki ilk yerleşim izlerinin Göbeklitepe'nin bilinen ilk evresinden biraz daha eskiye tarihlenebileceğine dair tarihlendirme çalışmaları sürdürülmektedir. Tell Qaramel (Suriye): Halep yakınlarında yer alan bu yerleşim alanında bulunan yuvarlak kule yapıları ve prototip anıtsal dikilitaş benzeri kalıntılar MÖ 11.000 civarına tarihlendirilmektedir. Göbeklitepe öncesi geçiş evresini anlamak açısından kritik bir alandır. Ayn Ghazal ve Natuf Kültürü Yerleşimleri (Ürdün / Filistin): MÖ 12.000 – 10.000 yıllarına tarihlenen Natuf yerleşimleri (örneğin Eriha/Jericho'nun ilk proto-şehir evreleri ve kuleleri), insanların avcı-toplayıcılıktan yerleşik hayata geçiş adımlarını attığı, Göbeklitepe'den hemen önceki mimari ve kültürel birikimi oluşturan alanlardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder