9 Ağustos 2026 Pazar

Yapıtı aydınlar ve sosyal bulanıklık

Araştırmacı Sinan Çuluk’un Facebook sayfasındaki bir paylaşımında, gelmiş geçmiş bütün zamanlarda insanoğlunun hallerini anlatan eski bir metnin fotoğrafını ve bugünkü alfabeye çevrilmiş halini gördüm. Beş bin yıl önceki Sümer tabletlerinden günümüze bilgi, bilim, bilgisizlik, bilmezlik, bilmediğini bilmezlik gibi insan halleri hep anlatılageldiğini hepimiz biliriz. Hatta bazı tabletlerde tıpkı nenelerimiz gibi yeni nesilden yakınıldığını, saygının sevginin kalmadığı şikayetinin vurgulandığı dahi yazılıdır, derler. Belki beş belki on beş bin yıldan beri insanlığın değişmez dört hali ise Sinan Çuluk’un paylaşımına göre şöyle: “Ortalığı cahil bir zümre kapladı. Nereye adım atsan karşına çıkıyorlar. Kanaatime göre en tehlikeli sosyal topluluk bunlardan oluşuyor. Mirza Sabir'in o meşhur şiirindeki üslubuyla ben bunlardan "çok korkirem". Eskiler de bu tiplerden korkarlar, çekinirlerdi. Çelebi, halim, selim zatlar kendilerine göre bir halk tasnifi yaptıklarında cahilden "hazer edilmesi" yani korkulması, çekinilmesi gerektiğini tavsiye ediyorlar. Cahille uğraşmaya gelmez, moral bozmaya değmez. Eski bir yazmadan alıntı: Hikmet: Bazı hükemâ eyitti. Halk dört türlüdür. Bir türlüsü budur ki bilir ve bildiğini dahi bilir. O âlimdir, ona tabi olun. Biri dahi bilir amma bilir idüğini bilmez. O nâstır, onu zikr eyleyin. Bir kimse dahi odur ki bilmez amma bilmediğini bilir. Onu irşad eyleyin, irşada taliptir. Ve bir kimse dahi vardır ki bilmez, bilmediğini dahi bilmez. O cahildir, ondan hazer eyleyin [sakının, çekinin, korkun].” Metinden de anlıyoruz ki, toplumların başına büyük dert açan asıl bela cahillerdir ve cahillik ise “bilmediğini bilmeyendir.” Günümüz dünyasında bilgi alınıp satılır bir mala dönüştürüldüğü için de bilgi sahibi olmanın büyük sorumluluk getirdiği gerçeği de yalana dönüştürülmüştür. Günümüz bilgi aktarma teknolojilerinin doğru kullanılmadığı konusunda aynı düşüncede olmayan yok. Eğitim sistemlerinin de bilgi teknolojileri kadar mekanik ve ulusal kültür idrakinden mahrum olduğu gerçeği çok ciddi bir zaaftır. Bilhassa yüksek düzeyde eğitim veren ve toplumu yönlendirecek alanlarda çalışacak insanları yetiştiren bu öğretim kurumları, ulusal kültürden tamamen uzak, yapay zekâ düzeyinde mekanik eğiticiler olarak etkinlik göstermektedirler. Çoğunluğu İngilizce eğitim veren bu kurumlardan mezun olan öğrenciler birer bilgi küpüne dönüştürülmüş olarak milletin başına bela edilmektedirler. Çünkü bunlar beyinlerine doldurulan bilgi “ulusal tarih, gelenek görenek, sosyal gelişme” vb. gibi toplumun derinden akan irfan ırmağından koparılmış kişilerdir. Dünyayı ve insanları bildiklerini sana bu cahiller milletini bilmeyen birer “yapıntı aydın” olarak etrafımızı kuşatmıştır. Dini bilmeyen dinci, milletine yabancılaşmış milliyetçi, halklını tanımayan halkçı tipi işte bu cahilleştirmenin ürünüdür. Yapıntı aydının oluşumu ana dilin ikinci plana itilmesi, ulusal kültür ve tarih bilgisinden uzaklaşma ve böylece “öteki kaynakları” eleştirel süzgeçten geçirmeden benimseme şeklinde ilerler ki, bu hastalığın son noktası öz toplumu ile iletişim kurma isteğini kaybetmektir. İşte o korkunç cahillik burada başlar: toplumunu (kendini) bilmemek ama bunun farkında olmamak! Aslında bu yapıntı aydınlar, Türkiye’de bütün toplum kesimlerini etkileyerek “bilmediğini bilmemek” halini geleceğimiz sarsacak kadar derinleştirmişlerdir. Dinden milliyete, ahlaktan etik değerlere, mutfak kültüründen giyim kuşama ve hayatın hemen her bir kültür halinde yaşanan anlaşmazlıkların temel sebebi “bilmediğini bilmemekten” kaynaklanmaktadır. Rahmetli Cemil Meriç’in 1970’li yıllarda kullandığı deyimle söylersek toplumsal bir “anomi” içindeyiz. Emil Dukheim’den alınan anomi kavramını açacak olursak, toplumun ortak değer ve normları zayıflamış, istikametsiz ve kuralsızlık nedeniyle insanların neye inanacağını ve nasıl davranacağını bilemez hale gelmiş, ahlaki rehberlik kaybolmuştur. Yapıntı aydınların geleneksel değerleri bozarak yapıntı değerler üretmeleri sonucunda insanımızda oluşan ahlaki, zihni, kültürel yani “sosyal bulanıklık” halinin sona erebilmesi için ise öncelikle kopyalanan çağdaş kavramların tam özümsenmesi, büyük ölçüde çözülmüş görünen geleneksel değerlerin güncellenerek topluma mal edilmesi, hangi değerler sistemine göre yaşayacaklarını bilemez hâle getirilmiş insanlara, din bilmeyen dincilerin, milletine yabancılaşmış milliyetçilerin, halklını tanımayan halkçıların temsil edemeyeceği kadar üstün bir değerler sitem sunmak gerekmektedir. Eğitim kurumlarını farklı, ailenin farklı ve medyanın daha başka değerler üretmesini önüne geçecek bir ulusal kültür planı sunacak politikaya ihtiyacımız olduğu şarttır!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder