5 Temmuz 2026 Pazar
Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa huzurunda
Orhan Gazi’ni Şehit oğlu Gazi Süleyman Paşa’nın türbesinin bulunduğu Bolayır’ı ziyaret etmeyi çok istiyordum, nihayet kısmet oldu. Sabahın erken saatinde türbenin bulunduğu Saroz Körfezi manzarasına hâkim tepede ömrümün en huzurlu birkaç saatini geçirdim. Türbe alanının köye bakan tarafı insan boyunu aşan duvarlarla çevrili. Deniz tarafı aşağı eğimli olduğundan duvarlar görüş alanının dışında kalıyor, böylece girişten itibaren hayranlık uyandıran bir manzara ziyaretçilere “Hoş geldiniz” diyor. Çam ağaçları, güller ve çeşitli çiçeklerle süslü bahçede sabah serinliği ile beraber zeminden yükselen toprak kokulu rayihalar çamlarla buluşup adeta yeniden toprağa ağıyor. Mest oldum. Hiç beklemeden II. Abdülhamit Han tarafından yaptırılan türbeye girdim ve Paşa’nın aziz ruhuna Fatiha okudum. Dışarı çıktığımda neredeyse ayak ucu hizasında mezarı bulanan Namık Kemal’i de ihmal etmedim.
Türbe bahçesine girişte sol baş taraftaki küçük bir mekânda oturup çay içerken, Süleyman Paşa’nın, 1071 Malazgirt zaferinden 300 yıl sonra Doğu Roma’nın Avrupa topraklarındaki en kritik noktalarından Gelibolu ve çevresini; Bolayır, Ece-Ova, Konur-Hisar, Tekirdağ, İpsala, Malkara, Hayrabolu ve Keşan’ı, yoldaşları Murad Bey (kardeşi), Lala Şahin Paşa, Hacı İlbeyi, Evranos Gazi, Ece Yakup Beylerle Türkleştirerek “Gazi” unvanını aldığını “tahattur ettim”. Onun ve yoldaşlarının başardığı şeyi, yani Gelibolu’yu fethedip orada tutunarak bir Türk varlığı oluşturma becerikliliğini eğer 125 yıl sonra Gedik Ahmet Paşa Otranto’da yapabilseydi bugün bildiğimiz ana bileşeni “suç” olan Avrupa kültürü etkisindeki bir dünya yerine Türk vicdanı, merhameti ve birlikte yaşama tecrübesinin inşa ettiği gerçek anlamda barışçı bir dünyada yaşıyor olabilirdik. Ünlü bir tiyatro oyuncumuzun geçmiş Antalya Film Festivallerinden birindeki bir söyleşisinde Viyana başarısızlığı hakkında konuşurken, “Viyana düşseydi eğer Mozart Türk Marşı yerine, ‘Yine bir gülnihal’ besteleyecekti!” faraziyesinden mülhem, Otranto’da tutunabilseydik, muhtemelen Batı Kilisesi tıpkı Doğu Kilisesi gibi Türk hakanlarının iradesine tabi olacaktı. Böylece bugün Doğu-Batı kiliseleri diye bir şey kalmayacak, mesela “Ruhban okulunu açacaklar mı açmayacaklar mı?” diye bir sağa bir sola bakacak yerde zihnimizin tahterevallisinde daha faydalı fikirleri tartabilecektik!
Şehit Gazi Süleyman Paşa’nın kimliği ve kişiliği hakkında internette her türlü bilgiyi bulabilmek mümkün olduğundan ben onun nesebi, adının sonundaki Paşa kelimesinin kökeni, bir ihtimal annesi olduğu varsayılan “Eftendize Hatun" hakkındaki rivayetleri konuşmaya karar verdim. Evet, Süleyman Paşa’nın Orhan Gazi’nin oğlu olduğu kesin ama annesi Nilüfer Hatun mu, Eftendize Hatun mu o meşkuk. Muhtemelen en büyük oğullardan biri olduğundan Orhan Gazi öldükten sonra kimin padişah olacağı konusundaki bir sıralama sebebiyle ona “Baş Aka” denmiş olabilir. Adı kesin olarak bilinmese bile Romalı bir prenses olduğu kesin olduğundan annesinin telaffuzunda “Baş Aka”, zaman içinde “Baş_aga”ya ve giderek saltanat çevrelerinde “Paşa” şekline evrilmiş olabilir. Önemli not: “Yazdıklarım, bir tür halk etimolojisi olup bilimsel değeri olup olmadığı sadece iştikakçı âlimler tarafından yargılanabilir!”
Gazi Süleyman Bey’in “Paşa” unvanı hakkındaki bu girişimimden sonra annesi olma ihtimali bulunan Eftendize adının kökeni hakkında şu cümle belirdi zihnimde: “Efendi, Rumca lord manasını da içerir. Bu bakımdan Eftendize Hatun, buyuran hanım anlamına gelebilir.” Doğrusunu söylemem gerekirse hayatımda ilk defa internet ve yapay zekâya medyunu şükran oldum. Bolayır’da bir türbede Osmanlı Tarihi kitaplarını nereden bulacaktım? Bulsam bile ne kadar zaman ayırıp, okuyup i düşünüp hal usulü bir etimolojik çıkarım yapacaktım? Yapay zekâ saniyeler içinde şu cevapları verdi:
Bu yorumunuz tarihsel açıdan ilginç ve tartışmaya değer bir hipotez olmakla birlikte, mevcut kanıtlar ışığında kesin bir sonuç olarak ifade edilemez. Şu noktaları birbirinden ayırmak gerekir: "Efendi" kelimesinin kökeni konusunda dilbilimcilerin çoğu, bunun İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve diğer araştırmacıların da değindiği üzere, Orta Yunanca authentēs (αὐθέντης) veya buna yakın biçimlerden Anadolu Rumcasına, oradan da Türkçeye geçtiği görüşünü benimser. Bu kelime "efendi, sahip, otorite sahibi, bey" anlamlarını taşır. "Lordum" anlamı da bu anlam alanının içindedir. "Eftendize" adındaki -dize / -ize unsurunun neyi ifade ettiği ise bugün hâlâ açıklığa kavuşmuş değildir. Bu ekin "hanım", "kadın", "kız" veya askerî bir unvan olduğunu gösteren doğrudan bir belge bulunmamaktadır. Gelelim "Buyuran Hanım" yorumuna. Anlamsal açıdan bakıldığında: Eğer ilk unsur gerçekten "efendi" (otorite sahibi, buyuran) ise, ikinci unsur da kadın adı oluşturan bir ek ise, o zaman "otorite sahibi kadın", "hanımefendi", hatta mecazen "buyuran hanım" gibi bir yorum semantik olarak mümkündür. Ancak bunu doğrulayacak çağdaş bir metin, vakfiye, kitabe veya sözlük elimizde olmadığı için bunun bir etimolojik öneri olarak kalması gerekir. Sonuç olarak, "Eftendize Hatun = Buyuran Hanım" yorumu: dil bakımından tamamen imkânsız değildir, tarihsel bağlamla da uyumlu görülebilir, fakat bunu doğrulayan doğrudan bir kaynak bulunmadığından, bugün için kanıtlanmış bir etimoloji değil, makul bir yorum olarak değerlendirilmelidir.
SORU: Peki değerli yapay zekâ, Eftendize, “Efendi Ece”den gelme varsayılırsa, Rumların bunu "Efandiaze > eftendize" yapmış olma ihtimali nedir?
CEVAP: Bu, dil tarihi açısından değerlendirilebilecek bir hipotezdir; ancak mevcut verilerle doğrulanamaz. Yine de fonetik açıdan inceleyebiliriz. Önce parçalayalım: “Efendi” ve “Ece” (Eski Türkçede "hanım, kraliçe, soylu kadın"). Sizin önerdiğiniz gelişim şöyle oluyor: Efendi Ece → Efendiy(e)ce → Efandiaze → Eftendize. Olumlu tarafları: Orta Çağ'da Türkçe kişi adları, Rum ve Ermeni kâtipler tarafından yazılırken telaffuza göre önemli değişikliklere uğrayabiliyordu. Yunanca yazıda Türkçedeki c sesi çoğu zaman z, tz veya ts ile karşılanabiliyordu. Kelime içindeki ünlüler de değişebiliyordu. Bu nedenle "Ece"nin "eze" veya "ize" benzeri bir biçime dönüşmesi teorik olarak mümkündür. Bununla birlikte, erken Osmanlı dönemindeki isimlerin önemli bir kısmı henüz tam olarak çözülebilmiş değildir. Dolayısıyla bu tür hipotezler, yeni epigrafik veya arşiv belgeleri ortaya çıkarsa yeniden değerlendirilebilir. Şimdilik "kanıtlanmış köken" değil, araştırmaya değer bir öneri niteliğindedir.
Gazi Süleyman Paşa’nın türbesini ziyaretimin amacı bu toprakları vatan yapan bir büyük atanın huzurunda saygı duruşunda bulunmaktı. Anca bazen sadece bir küçük soru bile insan zihninde o güne kadar yer etmemiş fikirlerin bir araya gelmesine, yeni fikirler üretmesine sebep oluyor. Bendeniz yine de kerameti kendimde değil, bir av kasasında Şehit olan Gazi Süleyman Paşa atamızın ruhaniyetinde buluyorum. Fırsatınız olursa Bolayır’daki türbesini mutlaka ziyaret edin çünkü ziyaret esnasında ve dönüşünüzde kendinizi farklı hissedeceğinizi söyleyebilirim.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder