Karaoğlan, çizgi roman ve sinema kahramanı olarak zihnimizde sarsılmaz bir yere sahiptir. Ben onu, daha ilkokul yıllarımdan “Altaylardan gelen yiğit” olarak hatırlıyorum ama Tarkan ile beraber Karaoğlan karakterini beyaz perdenin iki boyutlu dünyasında bizim için canlandıran Kartal Tibet’in sinema seyircisi tarafından çok sevilmesi, Karaoğlan’ın popülerliğinde etkili olmuş mudur, yoksa Karaoğlan zaten çok mu popülerdi? İşte bunu bilemiyorum! Türkiye’de sinemanın kan kaybetmesi sonucunda fantastik tarihi aksiyon filmleri, diğer türlerle beraber önemini yitirdi ve Yeşilçamın sükûtuna ayak uydurdu. Yeniden diriliş mücadelesi veren sinema, sektörleşme çabasıyla beraber türleri yeniden diriltmeye çalışıyor. Komedi, fantastik, bilim kurgu, tarihi fantastik filmler gibi pek çok alanda denemeler var. Bu denemelerle seyircinin tepkisi alınıyor. Gişesi dışında diğer tüm yönleriyle iç burkucu bir deneme olan Fetih 1453’ün büyük gişe başarısından sonra Karaoğlan’ın bu dalda seyircinin ilgisine talip olması denemelerin devam edeceğini gösteriyor (Bu arada Cem Yılmaz’ın komedi filmi yapmak yerine 2013’te kâr hanesine aktaracağı milyonları stand upını videoya çekmesi... Sinema salonları işgal etmesi, sinemanın sektörleşme çabalarına karşı izahı güç bir hata!).
Karaoğlan’ın temsil ettiklerine gelince…
Beyaz perdede var olma mücadelesi vermeye
başlayan fantastik tarihi aksiyon türü hakkında, ne yazık ki çok olumlu şeyler
söylemem mümkün değil. Bunun sebebi bilhassa Hollywood sinemasının teknik
bakımından zirveye çıkmış olmasıdır. En akıl almaz sahneler bile öylesine büyük
bir maharetle gerçekmiş gibi gösteriliyor ki, diğer ulus sinemalarını bunu
aşabilmesi şimdilik mümkün değil. 1980 önceki dönemde sinemacılarımız, en ilkel şartlarda aksiyon sinemasında harikalar yaratabiliyordu. Çok az teknik malzemeye rağmen
akla hayale gelmez hileler ve yöntemlerle seyirciyi koltuğundan hop oturtup hop
kaldırabiliyordu. Oysa Karaoğlan’da gördüm ki, büyük bir iyi
niyet, büyük emek ve çok fazla para harcanmış, çok fazla figüran kullanılmış
olmasına rağmen teknik acemilikler filme inanmamızı sağlamanın önündeki en
büyük engeli teşkil ediyor.
Örnek mi? Dövüş sahneleri eski fantastik
tarihi aksiyon filmlerinden daha iyi değildi ama en azından çok büyük gayretler sarf
edildiği hemen belli oluyordu. Atların
yuvarlanışları, orduların görsel efektlerle çoğaltılması, Kafkas dağlarının
arka plana yerleştirildiği teknik çalışmalar evet çok iyiydi ama hepsinde bir
inandırıcılık sorunu seziliyordu. Tarihi filmlerdeki “eski” duygusunu veren sanatsal ve yönetimsel çalışmaları yapılmamış veya becerilememiş görünüyordu. İşte bu tür eksiklikler bana göre sinemamızın bir sektör olmamasından
kaynaklanan bir kopuşu işaret ediyor. Buna karşılık yeni teknoloji kullanmasını
bilen yeni nesil sinema teknikerlerinin geliyor olması ise ümit verici…
Karaoğlan karakterine tıpatıp oturmuş
başrol oyuncusu Volkan Keskin’in
Kartal Tibet’ten sonra bu işi kıvırdığını belirtmek gerek. Bugün ilk
işitildiğinde komik kaçan Bayırgülü ismiyle özgür kadın karakterini oynayan Müge Boz’un, “ş” harfini bilgisayar
Türkçesi ile s-ş arası bir sesle patlak patlak telaffuz etmesinin önüne geçilmeliydi. “Bacak dolama tekniği ile oğlan yakalama”
hareketine on üzerinden on verdiğim Müge Boz’un film boyunca baldır bacak
gezdirilmesi tuhaf bir durumdu. Çünkü filmin anlattığı dönemde Anadolu’nun
büyük bir kısmı Müslümanlardan oluşuyordu. Kanun ve nizam şehirlerde çok iyi
işliyordu ama bir kadının şehrin pazar yerinde yarı çıplak gezmesine izin
verilmiyordu sanırım. Öte yandan Malatya’nın hâkimi Müslüman Melik’in
sarayındaki dansçıların (Uygur? Çin?) arasına giren Bayırgülü’nün Hint
dansçılar gibi oynaması komik kaçıyordu (Burada da bir gönderme var diye düşünmeme rağmen görsel dilin bizi nereye göndermek istediğini çözemedim).
Tabii filmin konusundaki ince göndermeyi de ihmal etmemek lazım: Bayırgülü'nün aksine bir Selçuklu hanım sultanı olan Çise'nin Berke Han'a götürülürken Camoka'nın komplosundan kurtulmak için bir Gürcü kentine sığınılmış ve burada dinsiz Moğollar'a karşı Müslüman Türk, Hristiyan Gürcü ve yeni Müslüman olmuş Altın Orda süvarilerinin birlikte mücadele etmesi günümüz siyasi dengelerine bir hayli uygun düşüyordu!
Maaesef, biz gönderilen basın bültenlerinde “Yönetmen Bakışı” diye bir metin asla bulunmaz! Bu bakımdan Karaoğlan için yönetmen bakışı nedir bilmiyorum ama filmin
görsel dilinden bir çizgi roman uyarlamasına çok benzemek isteği seziliyordu: dekorların
muşamba hali, karakterlerin abartılı hatta komiğe kaçan davranışları vb.
Neticeyi kelam: Çizgi romanı, çizgi
filme benzer bir görsellikle perdeye aktarmayı deneyen Kudret Sabancı, biraz
daha gayret etseydi bunu başarabilecekti diye düşünüyorum. Ama işte tam olmamış.
Sabancı da bilir ki, istemekle yapmak arasında fark vardır. Denemeye devam…
Sözün kısası: Türk sinemasındaki büyük kopuş her şeyi silip süpürmüş ve sinemamız için yeni bir başlangıç yapmanın zamanı gelmiş de geçmiş görünüyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder